29 Eylül 2013 Pazar

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında..."


Herkesin ayrı bir hikayesi vardır bu hayatta. Hatta belki de yaşadığı, yaşamak istediği, yaşayamadığı bir çok hikayesi. Diğerlerinin hikayeleri ile kesişim noktaları, pişmanlıkları, özlemleri, gitmeleri, kalmaları, gidememeleri, gitmiş gibi, bitmiş gibi yapmaları... Zamanın ilerlemesi ile de durumu kanıksayarak yeni hikayesine alışmışlıkları...

"Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında.
Yekpare, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında." dediği gibi Tanpınar'ın, nerdeyim ne yapıyorum, ne yapmalıyımı bile düşünemeyecek kadar yoğun bir tempoda çalışıyor, parça başı yevmiye alan işçiler gibi sipariş gününe verilen parçaları bitiriyor, yenilerini alıyor, düşünmeden onları yetiştirme telaşına düşüyor, arada ezber bozan bir parça çıkarsa şablon arıyor, yani eserimi bir kalıba girmeye zorluyorum. 

Dolayısıyla ortaya çıkan bir eser değil parça oluyor ve bu durum beni mekanikleştiriyor, ara sıra duygularım olduğunu hatırlamak ve başkaca şeyler yapmak istiyorum. Ancak yaptığım her şey parçalarımı siparişe yetiştirmeden alıkoyamayacağından mecburen uykumdan çalıyorum, zira hayatımda 3-5 saatlik uyku dışında bana ait bir zaman yok, bunu ben mi istedim, kader ağlarını ördü diyelim ve olana şükredip daha önce sinemada izlediğim bir filmi bu akşam televizyonda izleyip epeyce ağladıktan sonra dağıttığım mı topladığım mı belli olmayan kafamla bir kaç şey yazmak istediğim "Uzun Hikaye" filmine döneyim:

Bu film bir kitap uyarlaması, günümüz hikayecilerinden en kolay en akıcı yazan yani en zor şeyi başaran bir ustanın, Mustafa Kutlu'nun aynı adlı kitabından senaryolaştırılmış bir eser. Filmin eleştirilecek yanları da olabilir ancak vermek istediği duyguyu kaliteli oyuncu seçimi ile veren bir çalışma olduğu çok net. Bulgaryalı Sosyalist Ali'nin hikayesi, sevdası, vefası, umudu...

Filmi seyreden bütün kadınlar ve dahi erkeklerin özeneceği bir aşkın kahramanı Ali, umut dolu, aşk dolu gülüşü ile kadınının gönlünün fatihi. İçten yanmalı motor gibi motivasyonu kendinden insanlardan Ali. (Bu göçmenlerin genel karakteridir aslında, hareketli, üreten, çalışkan insanlardır göç edenler. Yaşama tutunmak için geldikleri yerde herşeye yeniden başlayıp kısa zamanda oranın yerlisinin bile takdir ettiği bir kısmının da kıskanacağı duruma gelirler. Çalışana Allah veriyor dedikleri gerçeğinin en somut halidir, göçmenlerin hayat enerjilerinin getirileri. )

Tekrar filme dönersek; Ali ve karısının aşkı öyle kuvvetli, öyle derindi ki hayatın şaşmaz kuralı devreye girdi ve onları birbirinden ayırdı. Her ne kadar, filmde güzel bir replikte "sevdanın kanununda şöyle yazar, sevenleri kimse ayıramaz, ölüm bile" dese de ne vakit sevda başkaca faktörlerin çözemeyeceği kadar kuvvetli ise mutlaka devreye ölüm girip aşkın kalpte bir sızı olarak kalmasını sağlardı. 

Filmde de öyle oldu ve daha hikayenin başında Ali'nin gözünün içine bakmaya kıyamadığı karısı öldü. Bu sahnede babaannem aklıma geldi. Çok severek 16 yaşındayken evlendiği kocası henüz 24 yaşındayken 3 kızı ve karnında oğlu varken ani bir kalp krizi sonucu ölmüş, ardından babasının ayrılığına dayanamayan iki kızını da altı ay içinde kaybetmiş. Altı yedi yıl bir başına idare etmeye çalışıp sonrasında çok da genç olmasından dolayı, kendisine aşık bir adamla, dedemle evlenmişti. Dedem çok iyi, çok ilgili bir insan olduğundan onu da çok severdi babaannem ama sanırım ilk kocasına olan aşkını hiç kaybetmedi kalbinde. Ben küçükken hep anlatırdı, sekiz yıl yaşadık bir kere bana sesini yükseltmedi, bir kez olsun kalbimi kırmadı. Hatta bir gün nohut yapmıştım, henüz yemek yapmayı bilmediğimden nohutu akşamdan ıslatmadan pişirmişim, tadına bakmadan tabağına koymuştum. Çocuk ağlayınca ben başlayamadan yemeğe, bizim bey bitirmişti bile tabağındakileri, ben bir kaşık aldım ne göreyim taş gibi nohutlar, hemen bıraktım yemeği ve döndüm ona sen nasıl yedin bu yemeği diye, sen yapmıştın, yemem için bu sebep yeterdi demişti. İşte böylesi, şimdilerde ancak filmlerde, kitaplarda kalan aşklardandı onlarınki ve sonu ölümle nihayetlendi.

... hayat dediğin nedir ki ? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur. Uzun Hikaye sf:12  "  

İşte o darmadağın olma anlarında insanın tekrar toparlanmasını sağlayan nedir, sevdiğini toprağa verdiğinde nerede yanlış yaptığının muhasebesini mi yapar insan yoksa neden sorusunun bataklığına mı girer, kişiden kişiye değişse de kaderin cilvesi değişmiyor, neyi çok severseniz o elinizden alınıyor, neyi çok isterseniz o sizden uzaklaşıyor, ta ki gerçekten kalben istemeyi bırakana kadar... 

Galiba kalp, gerçek sahibinden başka bir şeyin sevgisi ile dolunca alarm veriyor ve gönül çalan(çelen) uzaklaştırlıyor ki, insanın Sahiplik üzerine düşünme şansı artsın... 

Çünkü bizler her şey yolundayken, bütün sevdiklerimiz bizimleyken düşünen, akleden bir tür değiliz...

  

Gönül yolculuklarımızın kayıplar ve kazançlar duraklarına her rastladığımızda bize kalan hep kazanç, hep umut, hep sevgi olsun...  
     
 HANDAN KILIÇ  



       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder