27 Ekim 2013 Pazar

“Aşk en güzel bahanesidir şiirin” Kelebeğin Rüyası



Bugün bir çılgınlık yaptım ve çalışmadım. (Ne kadar çılgınım değil mi:)) Geçen haftalarda işin yükü yetmezken bir de çocuğu kurslarına götürme getirme işi de bana kalınca epey bunalmış, şimdi değil, biraz sen idare et diye telefonda eşimle konuşurken, odasında oturduğum ve on yıldır benim yeni başladığım işi yapan tecrübeli meslektaşım ben telefonu kapayınca bana baktı ve "Bu işin yoğunluğunun geçeceğini sanıp hayatınızı ertelemeyin, bu işle beraber hayatınızı da idame ettireceğiniz bir düzen kurun kendinize."dedi. Sonra yıllar geçer, çocuklar büyür, eşler birbirinden uzaklaşır ama işler bitmez, siz yapabildiğiniz kadarını yapın ve hayatınızda yapmak istediklerinizi de günlük plana dahil edin ve hepsi için kendinizi parçalamak yerine olduğu kadarını kabul edin. Yoksa herşey için çok geç olabilir manasına gelen sözlerle devam etti konuşmasına. Ben de o günden beri küçük pencereler açıyorum yaşadığım güne, selam veriyorum kendime. 

Bu hayatta insanın bedenini olduğu kadar hatta belki de daha fazla ruhunu beslemesi gerekiyor. İşte ruhu da besleyen, büyüten en önemli gıdalar; kitaplar, filmler, bilge ve içten dostlarla çıkarsız muhabbetler... Şu tempolu işte uzun uzun kitaplara gömülemediğimden olsa gerek film seyrederek doyurmaya çalışıyorum ruhumu. Hani bazı çocuklar yemek yememek için direnir de siz arkanızı dönünce saksılardan aldığı toprağı yer, siz de doktora götürdüğünüzde bazı mineralleri eksik çıkar ya, ben de ruhumdaki öykü eksikliğini filmlerle tamamlıyor olabilirim. Canım sadece film seyretmek istiyor ki, psikoljik olmadan çok sarmadan film seyreden, vizyon filmler peşinde her hafta sinemalara giden biri değilimdir. Ama bazen işte ihtiyaç hasıl olunca böylesi bir açlıkla uyku yerine film alıyorum bu ara damardan:)

İşte bu bağlamda bugun geçen yıl vizyona giren ama yalnızım diyerek gitmediğim bu yıl da çocuklayım diyerek ertelediğim bir filme KELEBEĞİN RÜYASI'na çocuğu kursa bırakıp pasivize ettikten sonra gittim. Yılmaz Erdoğan'ın filmlerini çok muhteşem bulmasam da iki şairin gerçek yaşam öyküsünden uyarladığı film bence çok güzel olmuş, hatta en başarılı yapıtı diyebiliriz. Edebi ve kültürel birikimine güvendiğim bir iş arkadaşım geçen hafta bu filmi üç kez seyrettiğini ve çok beğendiğini söylemişti ki haklıymış, bir kez daha izlemek isterim. Çünkü yüreğime değen çok güzel mısralar uçuştu film boyu gönlümün göğünde. Ve çıkışta filmin kritiğini yaptığımızda aslında her filmi, insanın kendi bakışı üzerinden değerlendirdiğini, her sahnenin her insanda başka bir etki yaptığını farkettim. Bu nedenle şuanda vizyonda olan filme dair çok da fazla bir şey yazmak, his dünyanızı kısıtlamak istemiyorum. Film çıkışı bir kaç eleştiri yazısı da okudum ancak bunların takılamayacak kadar basit şeyler olduğunu gördüm. Unutuluşun soğuk duvarları arasında kalmış nice şair, yazar ve fikir adamı için keşke böylesi yapıtlar çoğalsa da bizler de bu hız çağında okuyamadığımız onca insanın hikayelerine şahit olsak. 

Kelimelerin büyüsüne inanan biriyim. Ancak iyi kelimelere sahip olmak da, bunu iyi biçimde yazıya aktarmak da, yayınlanmasını bekleyip gönüllere ulaşmasını arzulamak da oldukça çileli bir süreç. Ama işte kendisi de şair olan, filmde Behçet Necatigil'i canlandıran Yılmaz Erdoğan'ın filmin bir repliğinde söylediği gibi "Bizim işimiz tutanak tutmak, gerisi hükm-ü mutlak". Yaprakların bile kaderle düştüğü bu dünyada filmde yeralan şairlerin şiir kitapları yeniden basılmış filmin ardından. Onların parlaması için ölmeleri ve üzerinden neredeyse yetmiş yıl geçmesi gerekiyormuş, kaderleri böyle çizilmiş ve şiirleri bugün sahiplerine ulaşmış. 

Yazan insanlar da biraz bu motivasyonla yazarlar, hani filmlerde kullanılan klişe bir sahne vardır; okyanusa bırakılan bir şişe içine yazılan sahipsiz mektuplar nasıl bir gün sahibini buluyorsa her yazılan mutlaka bir gün bir kalbe değer. Bunu gören şair- yazar azdır, genelde yokluklarla mücadele içinde yazarlar, çile çekerler lakin çile olmadan acılardan geçmeden bulunmaz ki yüreğe değecek kelimeler... 

Çok geniş yer tutacağı için filmin teknik detaylarına girmiyorum. Dönem filmi olduğundan, 1940 lı yılları yansıtması, çıkarılan kanunlarla halka yapılan eziyet, toplumun genelinin yokluğa ve dolayısıyla vereme maruz kalması ve ölmesine rağmen devrin nasıl zengin olduğu bilinmeyen önde gelenlerinin yaşamı, yani toplumsal kesimler arasındaki farkı göstermesi ve bunu yazan yönetenin de aynı sosyal sınıf içinden gelmesine rağmen perdeye yansıtma başarısı da takdire şayan. Ben filmin şairlerinden, şiirlerinden, dramatik örgüsünden etkilensem de sosyolojik açıdan seyreden gözlerin tahlilleri de önemli yer tutabilir ve bunun üzerine sayfalarca yazılabilir.

Sırf ülkenin ne günlerden geçtiğini ve nerelere geldiğini görmek için bile seyredilebilecek bu filmi herkese tavsiye ediyorum. 

FİLMDEN  GÜZEL SÖZLER
  • Unutmak en iyisi. Ama unutmak zor gelir insana. Hatırlamamak daha iyi. Unutmakla hatirlamamak ayni sey degil nasil olsa! 

  • ‘Belki bir kelebek o kadar memnun ki rüyasından, uyanmak istemiyor uykusundan’ 
  •  
  • Yolcu vazgeçmeyi bilecek.. Yoksa gölgesi boyunu aşar.. 

  • “Aşk en güzel bahanesidir şiirin” 

  • Kız şiirden anlıyorsa beni seçer. Anlamıyorsa zaten senin olsun.”

  • “Sevgili şair, belki de sen haklısın. susmak en iyisi.unutmak değil de belki hatırlamamak mümkündür…”

  • “Bir güzele güzelliğini hatırlatmak isterdim.Aynalardan evvel.”

  • “Ne kucak açar hatıralar, ne de dönerler gemiler bir daha.”
  • “Bin bir zahmetle ciğerlerinizi iyileştirmeye çalışıyoruz. Bir de başımıza kalp işi çıkarmayın ” 

  • “Sen çok güzelsin, sebepsiz de gülebilirsin…”
Ve filmin şairlerinden tadımlık şiirler...


ÖLDÜKTEN SONRA


Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan  (Muzaffer Tayyip Uslu)



MEMNUNİYET

Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında  (Rüştü Onur)


 HANDAN KILIÇ    

3 yorum:

  1. film koleksiyonumdaki tek film :)

    YanıtlaSil
  2. o dönemdeki yaşanan aşkın tüm saflığını görüyor insan izlediği onca filmle karşılaştıramıyor bu filmi bu film başka bu film...

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Kadı Kızı , izlediğim filmi sizin kaleminizden dökülen cümlelerle ve sizin pencerenizden tekrar hatırlamak iyi geldi . Yüreği sevgi dolu , sevmeyi bilen insanların bir yerlerde yaşıyor olabileceğine dair inancım arttı . Sevgiler :)

    YanıtlaSil