3 Ekim 2013 Perşembe

TOMBUL YÜREK



Hayatın temeli sevgidir. Herkes yüreğine eş bir yürek arar bu dünyada. Çünkü mayasında vardır sevmek, sevilmek duygusu. Ve “insan çocukluğudur” der bilgeler. En çok şefkate ve sevgiye ihtiyaç duyulan zaman belki de çocukluktur. Allah o nedenle şefkat dolu kalpleriyle evlatlarına kendilerini adayan kadınları yani anneleri yavruların maddi manevi doyurulmasında görevlendirmiş, kalplerine kendi şefkatinden esintiler sunmuştur.

Bu nokta gözden kaçırılırsa toplumda çözülmeler ve mutsuzluklar başlar. Ailelerinden yeterli sevgi ve ilgiyi göremeyen çocuklar yanlış mecralara daha kolay sürüklenebilir. Bu nedenle aile bağlarını güçlendirmek, sevgiyi artırmak için bu olguları çeşitli ritüellerle göstermek anne babaların birinci görevi olmalıdır.

Ancak günümüz dünyasında maalesef ki aileler, çalışma hayatının yoğunluğu sebebiyle ne kendileri ne birbirleri ne de çocukları ile yeterli derecede ilgilenebilmektedir. Dolayısıyla yalnız bireyler kadar  “yalnız çocuk”lar da çoğalmakta ve bu durum bir sürü  problemi beraberinde getirmektedir. Vaktinde verilemeyen zaman ve sevgi daha sonra binbir zahmet ve maddi-manevi yıpranmalar arasında  verilmeye çalışılmakta, sorunlar katmerleştikçe psikologların, diyetisyenlerin kapıları aşındırılmaktadır.

Bu nedenlerle bu gün size tanıtacağım eseri çocuk kitapları arasından seçtim. Adı: TOMBUL YÜREK
Yazarı da “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” kitabını da kaleme alan, Susanna Tamaro. 

Kitabın arka kapak yazısı şöyle:
“Michele şişman bir çocuktur, ya da en azından onu ne olursa olsun zayıflatmaya karar vermiş olan annesi böyle düşünmektedir. Zavallı Michele'nin yaşamı bitip tükenmek bilmeyen cezalar ve diyetlerle geçmektedir. Onun en yakın arkadaşı olan evin buzdolabı Buzz, Michele'ye şövalyelik ünvanı verir ve onu Şövalye Tombul Yürek, Muhallebi ve Simit Markisi olarak adlandırır. Annesinin zoruyla Sıska Hamsiler Kliniği'nde kalmak zorunda olan ve buranın şişman çocuklar için bir hapishane olduğunu anlayan Michele, bu şövalyelik ünvanını kullanarak klinikten kaçar. Anneannesinin evine giden yolu ararken ormanda yolunu yitiren tombul çocuk, konuşan bir Sansarcık ve sahibi Bay Kakkolen ile karşılaşır. Başarısız bir mucit olan Bay Kakkolen Michele'nin bir kahraman olmasını ve şövalyelik ünvanını gerçekten hak etmesini sağlar.” 
İşte konusu kısaca özetlenen bu kitapta önemli sorunlara parmak basılmakta, olaylara sekiz yaşındaki yalnız bir çocuğun gözünden bakılmaktadır.
Mesela kitabın bir yerinde şu ifadeler geçmektedir: “Şu dünyada esrarlı mı esrarlı bir durum vardır da en önemlisi şudur: Çocuklar, büyüklerin ne istediklerini her zaman anlarlar; ama büyükler, çocukların ne istediklerini hemen hemen hiçbir zaman anlayamazlar. Daima çocukların şunu ya da bunu istediklerini düşünürler, oysa bu doğru değildir. Çocuklar sadece nazik davranmak için onlara boyun eğerler, ya da boyun eğmiş gibi yaparlar.”

Kitabın üzerindeki 7+(kız-erkek) uyarısına aldanıp bu kitabın sadece çocuklara yazıldığını zannetmeyin. 

Hayallerini ve rüyalarını kaybeden insanların, yetiştirdikleri çocuklardaki problemlerin çözümü için adres olarak anne-babaların normalleşmesini gösteren kitabı mutlaka her anne baba okumalı, hatta içindeki çocuğa sarılmak, insanı anlamak isteyen herkes talibi olmalı diye düşünüyorum.

Çünkü kitaptaki şu tespit çok yerinde: “Hiçbir ana baba çocuğundan hoşnut değil. Kimi çok yiyor, kimi çok aç, kimi çok konuşuyor, kimi suskun, kimi bulutları seyretmekten hoşlanıyor, kimi gözlerini bir kez bile yukarı çevirmiyor. Anlayacağın bugünün dünyasında yolunda giden hiçbir çocuk yok.”

Bu kitabı okuyup bitirdiğim gün üzerine de BAŞLANGIÇ adlı sinema filmini izlemiştim. Kitap ve film öyle güzel zihin yap-boz'umda yerini buldu ki, dünyada tesadüf diye bir şeye rastlanmayacağını, yaşadığımız her hadisenin, içine sürüklendiğimiz her olayın bir öncekinin sonucu, bir sonrakinin başlangıcı olduğunu anladım.

Sevgi, emek ister ya, kalbi dolduracak gerçek sevgiye giden yolda kendi sevgi depolarımızı dolu tutalım, hayallerimizin peşinden koşmayı ihmal etmeden, güzel rüyalardan güzel sabahlara uyanalım ki, sevgi dolu nesiller yetiştirebilelim.

Sevgi duygusunu yaşayan bir toplum için tek yol, başta kendimizi, içimizdeki çocuğu sevmek, sonra da kendi çocuklarımızdan başlayarak tüm çocukları bağrımıza basmaktır.


Gönlümüzü gereksiz hırslardan, üzüntülerden arındırıp sevelim, sevilelim…Kimseye kalmıyor dünya bilelim…    

HANDAN KILIÇ  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder