14 Nisan 2014 Pazartesi

FORREST GUMP...





Sevdiğim müzikleri hiç sıkılmadan üst üste defalarca dinleyebilme yetisine sahip olsam da filmler konusunda aynı sabrı gösteremiyorum. Sevsem bile sonunu bildiğim bir filmi tekrar seyretmeyi beceremiyorum. Bunun sebebi görsel hafızamın daha güçlü olması ve zaten her sahneyi hatırlıyor olmam olabilir. Hatta çoğu zaman bunca seyredilecek film varken eskilere dönmek neden diye düşünürüm. Ama bu gece tam yatacakken aklıma bir arkadaşım düştü ve zihnimde onunla özdeşleştirdiğim film olan Forrest Gump'ı hatırladım. Bu filmi çok seven arkadaşıma özlemim depreşince erken yatmak genetiğimde yok diyerek yine bıraktım kendimi gecenin sessiz saatlerinde bu güzel filmin sularına. Yıllar önce seyrettiğim bu filmi bir de bugün bu yaşımdan seyredeyim ve bir kaç satır bir şeyler yazayım istedim.

Aslında hepimiz film boyunca bankta oturup "-di'li geçmiş zaman"da hayatını anlatan Forrest gibiydik. Hayatımızın anlatıcısıydık. Biz hayatımızın bankında otururken sürekli yanımızdakiler değişiyor, hikayelerimizi dinlemek isteyenler bizimle beraber otururken bizden sıkılanlar bir şekilde bekledikleri otobüsün geldiğini söyleyerek yanımızdan ayrılıyorlardı. Biz bu esnada kaderimizi yaşamaya devam ediyor, bazen seçtiklerimiz ve kaybettiklerimiz arasındaki dengeyi tutturamıyor ve kendimizi rüzgarın önündeki bir tüy gibi hissederken bazen de başardıklarımızla başaramadıklarımızdaki etkimizin hayatımızdaki iyi kötü zincir karmasının bir eseri olduğunu farkediyorduk. 

Aslında Forrest'in o güçlü annesi  "Hayat bir çikolata kutusuna benzer, asla ne tadacağını bilemezsin" derken haklıydı. Hepimiz asla dediğimiz bir çok olayın başkahramanı oluyorduk, yapmam dediklerimizi yapıyor yapamam dediklerimizi nasıl olduğunu anlamadan başarıyorduk. "Akışa bırakmak" en iyisi iken Forest'tan bir tık fazla olan aklımızla hep acı çekiyor, hayatı sorguluyor ama çocuk saflığındaki o teslimiyeti tadamıyorduk. 

Ayakkabılar insanlar hakkında çok şey anlatır diyordu yine annesi Forrest'a. Nereden geldiklerini, nereye gideceklerini... Hayata daha yavaş baktığımızda göreceğimiz bir şeydi bu. Belki Forrest'in annesinin de Forrest gibi bir çocuğu olmasa farkedemeyeceği bir şeydi. Onunla yavaşlamasa ve onu hayata hazırlarken her zaman nasıl olması gerektiği konusunda onu yüreklendirmese kendisinin de anlayamayacağı bir şey.

Film boyunca her sahnede Forrest Gump'ı seven arkadaşımı da düşündüm durdum. Acaba neydi bu filmle bağ kurmasını sağlayan?İnsanın bir şeyi sevmesi için anlaması, tanıması, özlemesi gerekir çoğu zaman. Filmde o kadar çok duygu iç içe girmiş ki hangisi filmi sevmemizi sağlar ve bizi beğeni ortak noktasında buluşturur bilinmez. Arkadaşım da neden bu filmi bu kadar severdi tam bilemiyorum lakin insan çoğu zaman neden sevdiğini bilmez ya da bu sebepleri ancak içinde yaşar, kimseyle hatta bazen kendisiyle bile paylaşmaz. 

Ama bana kalırsa Forrest Gump filmini sevenlerden kimi güçlü bir anne figürünün peşindedir, yaptığı  her şeyi onaylayacak ve onu yüreklendirecek, yapamazsın demeyecek bir annenin. Kimisi acı dolu geçmişini taşlamasına sebep olan kötü bir baba ve travmaların bir kızı sürüklediği yaşamdan kendinde parçalar bulacaktır. Kimi aslında başardıklarının kendi eseri olmadığını fark edecek kimi de başarısızlıklarının tamamen kendi suçu olmadığını idrak edecektir. 

Kimi ölümü hayatın bir parçası kabul etmeyi bu kadar kolay kabullenişin akıldan değil kalpten geçtiğini farkedecektir. Kimi yaşamın güzelliğini eksikleri sayesinde anlayıp onları zihninde tamamlayarak başka bir boyuta geçecektir. Kimi hayata devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmanın zamanının geldiğini hissedecek ve zihninde taşladığı o anıların üzerinden buldozerle geçip ferahlamak gerektiğini farkedecektir bu filmi izlerken.

Kimi de saatlerdir oturup otobüs beklediği durakta boşu boşuna durduğunu ve aslında aradığının yürüse varacağı bir mesafede olduğunu öğrenecektir sohbet ettiği kişiden.

İşte hepimiz bu hayatı yaşarken sürekli birileri ile kesişim kümesi kuruyoruz. Bazıları boş küme bıraksa da ardında bazılarının boşluğu kolay dolmuyor. İşte bana bu filmi anımsatan arkadaşım da öyle bir insan olmuştu hayatımda. Zıt iki karakterin uyumu çok zor olsa da böylesi durumlarda bir o kadar güçlü bağlarla bezenmiştir kesişim kümesi. Melike Demirağ'ın Arkadaş şarkısında dediği gibi ayrılsak da kopamayacağımız insanlardır zıtlıklarıyla birbirini çeken ve güçlü bir sevginin tarafı olan, birbirinin yaralarını iyi eden, "yeni ben"i ni inşa ederken yoldaş olan insanlar. Hayatımızda milat olan bakış açıları kazandırdıklarını belki yokluklarında farkedeceğimiz bu insanlar vakti gelince bir bir çekilecekler sahneden ve yazgımızdaki yeni insanlarla devam ederken yola, muhabbetle anımsayacağız o günleri ve anlayacağız ondan önce ve ondan sonraki ben'in geçirdiği değişimi. 

Ve yürüyeceğiz yolumuza, gönlümüzdeki yerleri sabit adları her zaman dilimizin ucunda. Selam olsun, izlerini bırakan dostlara.          
 HANDAN KILIC    

3 yorum:

  1. Böylesine güzel bir kalemi görünce okur nasılda mutlu oluyor :)

    YanıtlaSil
  2. okuru mutlu etmek yine bir okur olan yazana anlam katmakta , varlığınız ne güzel kaan:))

    YanıtlaSil
  3. bu filmi 6 kere izledim; gerçekten çok güzel yorumlamışsınız...

    YanıtlaSil