15 Ağustos 2014 Cuma

HASTA HASTA SÖYLE BANA VAR MI BENDEN DAHA HASTA:))



Hayat düz çizgide akan bir ırmak değildir.Kimi zaman kabarır, kimi zaman sakindir. Kendi rutininde akan bir nehrin yanı başında oturup, manzarasından, suyundan, içindeki balıktan, dışındaki ışıltıdan istifade etmek güzeldir. Ama işte her güzelliğin bir zorluğu vardır ki, o da ırmak için kabardığında ona kızmadan darılmadan gerekenleri yapmak, güzel günlerinde sunduğu keyfin hatırına ona sahip çıkmaktır.

İşte hastalıklar da hayatın içinde o nehrin taşması gibi gelir evlere. Bazen hasta olan sizsinizdir, etrafınızdan destek beklersiniz, hatta çoğu zaman bunu huysuzluk göstererek yaparsınız ve çevrenizi yorarsınız ya da hastalığın ağır psikolojisiyle sevdiğiniz hastanız yorar sizi.

Günler insanlar arasında döndürülür. Herkesin kazandığı ve kaybettiği zamanlar vardır. Herkes kazanır ama farklı zamanlarda diyorlar ya, aynen öyle, farklı zamanlarda da kaybeder. 

Kaybetmek ve kazanmak kavramları da bence görecelidir. Burada kaybettirdiğini sandığımız bir şeyin diğer alemde bize kazanç olarak döneceğini bilmek, burada o zorluğa maruz kaldığımız günler adedince zarar-kar dengesinde lehimize olan hükümlerin uygulandığına inanmak hastalığın yükünü hafifletir.

Ama işte nasıl güzel olan her şey çabuk biter, özletir kendini, hastalık gibi zor süreçler de bir türlü geçmek bilmeyerek zaman kavramının adeta boğazımızı sıkmasına sebep olur, nefessiz bırakır bizi. Hastalığın zorluğu ile orantılı olarak daralma katsayımız artsa da, hastalığın insan vücudunu sarsmasını, sonbaharda ağacın yapraklarını dökmesine benzeten, hatalarının, günahlarının döküldüğünü söyleyen kutsal öğretilerin de olduğunu gözetirsek bu süreçlerde en azından hastalar ve hasta yakınları olarak nefes almamız kolaylaşır. 

Zaten hele de günümüzde bir salgın gibi aniden baş gösteren hastalıklar nedeniyle insanın çaresizliğini görüp yüzünü duaya dönmemesi, “Ol dediği olan, Herşeyin Sahibi'nden" yardım dilememesi pek de mümkün değil. Bu vesileyle hastalara şifa dilemek görevimizi de ifa edip hastalıklar ve çevreye etkileri üzerine düşünmeye devam edelim.

Hasta olmak kadar hastaya bakmak da zordur. Ancak o nehrin kenarında geçirdiğin güzel günlerin hatırını unutmamak, insanın insan olduğunu gösteren en önemli mihenk taşlarından vefasını ispatlayacağı yegane zamanlardır hastalık zamanları. 

Bir yakınım ciddi bir hastalık teşhisiyle tedaviye başladığı zamanlarda, henüz kendi başına hastaneye gidip geldiği bir gün çok yorulmuş ve oturduğu yerden eşine seslenerek bir bardak su istemişti. Eşi ise yüz buruşturarak kalk kendin al, hizmetçin yok burada diyerek terslemişti. O an kalkıp suyu ben getirmiş, iki küçük çocuğun bakımının bunalttığı eşine destek olmak isterken, bu merhametsizlikle acaba başına ne tür bir hastalık gelecek diye düşünmeden edememiştim. Netekim iki yılı geçmeden o da günümüzde grip gibi yayılan kanser hastalığına maruz kaldı ve kendi tedavi süreciyle birlikte en azından eşine karşı daha anlayışlı hale geldi.

Büyük hastalıklarda aniden tüm hayatınız değişir. Sürekli gezip eğlenirken, hayatın yükünü eşinizle, beraber yaşadığınız insanlarla paylaşırken ve çoğu zaman payımıza düşen bile sizi zorlarken birdenbire sorumluluklarınızın artması, üzerine de hasta bakımının fiziki boyutu yanında manevi yönden moral destek gücü olarak yardımda bulunma gereğiniz, insanın kapasitesini aşan bir durumdur. Ve ancak kişinin dar zamanlarda geniş gönüller sürebilecek alt yapıyı, iyi günlerinde kurması ile alakalıdır.

Zaten bu gönül seviyesini tutturanlar gelene ses çıkarmaz ve hastalık da, onlardan razı olmayı beceremeyenlerden çabuk gider ya da kalıcı bir hastalıksa da gönül konforunu bozmaz. Ama işte kabullenemeyen, niye ben diye soran, hastalara karşı merhametsiz olan insanlara ise daha fazla hastalık isabet eder.

Seçimlerimizin bedeli olan hastalıklar  vardır bazen, hayatımızı tekrar bir düşünmemizi sağlayacak, yeni seçimlerle yaşamımıza yeni yönler vermemize vesile olarak güzel sonuçlara götürür bizi. Ya da getirdiği yeniliklere uyum sağlayamamamızla, bizden hayatımızı geri alacak bir güce dönüşür hastalık. 

Kuşların bile kaderle uçtuğu bir dünyada elbette hastalıklar da kaderdir lakin seçimlerimiz sonucu çağırmışsak vazgeçerek de gönderebiliriz hastalıkları. Özellikle, uyarılar yeni baş gösterdiğinde, ciddiye alırsak, yaşam kalitemizi bozmadan hatta güzelleştirerek çıkarız bu beladan ve dar zamanlarda geniş gönüller sürebilmeyi hayatımıza üst başlık yapabiliriz.   

Hastalıkların tedavi süreçlerinde cerrahi müdahaleler de vazgeçilmezdir ve içerideki hasta narkozun etkisi ile olanlardan bihaberken, dışarıda bekleyenler volta atarak, dualar mırıldanarak daha zor zamanlar geçirir. Hani bir deyim vardır ya “ dokuz doğurmak” diye aynen o halde süreç uzadıkça beklemenin ızdırabı artar ve insan bu esnada kalbine teslim olmazsa, beyin konforu zarar görebilir. Bir çok yakınımı dışarıda bekledim bugüne kadar. Kanınızdan biriyse o masada yatan dışarıda kalbiniz başka çarpar. Kardeşim bir ameliyattan beş saatte çıktığında yaşamıştım bu duyguyu. Acaba ters bir şey mi oldu, narkoz aldı, ya uyanamazsa, ya doktor hatası olursa, neden hala çıkmadı gibi sorular beynimi kemirmişti. Oysa çok hassas bir işlemdi, yapan işinin ehli bir profesördü, hastane çok güvenilirdi ama işte narkozla yarı ölüm olan uykunun kollarına bırakılan çocuk kardeşimdi. O gün hastanede bekleyen onca insan, git gel, dolaş dur, ama en sonunda acizliğini anlayarak dua kapısının önünde açılacağı  ana kadar beklemek dışında bir şey yapamadık. Allah’a şükür ki, sonu güzel oldu, bir daha tekrarlamadı ve şifa ile hayatına devam etti.

Sabah sabah bu zor konu içine beni atan, zihnimin dinamitleyicisi, bir arkadaşımın bugün basit de olsa bir operasyon geçirecek olması, bunun benim zihnimi ve yüreğimi bile harekete geçirecek kadar strese sebep olması oldu. Şu saatlerde ameliyathaneye alınmış olması gereken arkadaşıma şifa dilerken, onun güzel haberlerini bekleyen yakınlarına, yüreği pır pır eden sevenlerine de güzel, kolay ve sabırlı bir bekleyiş dilerim. Allah tüm hastalara şifa, dertlilere deva, aşksızlara aşk, yalnızlara dost, huysuzlara huy versin…  

HANDAN KILIÇ         

          

2 yorum:

  1. daha yaziyi okumaya baslar baslamaz hissettim... dedim bir dost ziyaret edilmis... uzerine yazilmis onca kelime... sonu aldi goturdu beni yazi...zahmeti gidip rahmeti kalinca sikintilarin meger ne kolaymis unutmak... belki de hic hatirlamak istememek... hastalik zor... en zoruda acinir gozlerle seyredilir olmak... hayat zor hastalik daha zor... umarim kimse hastalikla sinanmaz...

    YanıtlaSil
  2. ah güzel mai maalesef gidemedim bir dost ziyaretine...bu yazı onun serzenişi olsun diye:(( ama çok bekledim hastanın çıkmasını ameliyathane önlerinde ...acımak mı ah herkes kendi haline acısa keşke hasta ruhunun fakedemeyip misafir olan hastalığa düçar olanlara acıyanlar acıncak halde ...

    YanıtlaSil