20 Eylül 2014 Cumartesi

MÜZİĞİ DUYUYOR MUSUN?



Dün bir arkadaşımın üzücü bir durumla karşılaştığını duyunca, işimi gücüme bir ara verip yanına gittim. Zaten herşeyi içinde yaşayan, ketum bir yapısı vardı ve başına gelen olayda en çok kendini suçluyordu. Durumdan ve sonuçlarından ziyade "Ben bu saçmalığı nasıl yaptım" noktasındaydı. Ona mucizevi şeyler söylemek derdinde değildim, sadece yalnız olmadığını bilsin, hayat dansına bir mola versin istedim. Ona "Ölümlü bir dünyada hiç bir şeyin önemi yok, boş ver üzülme, her şey olacağına varır, ne güzel söylemişler olmuşla ölmüşe çare yok. " gibi sıradan cümleler kurdum. Her şeye rağmen o sevgi dolu çehresine sabitlediği mütebessim ifadeyi görerek yanından ayrıldım. 

Şimdi onun yüzüne söylemediklerimi buraya yazacağım: Mükemmele odaklı insanlar vardır. Yaptıkları her iş planlıdır, çalışkanlıklarının da karşılığını alarak genç yaşlarda bir çok başarıya imza atarlar. Çevresindekiler şanslarının yaver gittiğini düşünerek onlara gıpta eder, hatta kıskanır ve onları aşağılara çekecek noktalar bulmaya çalışırlar. Oysa perdenin ardında yaşanan hiçbir şey göründüğü gibi değildir. 

Sakin bir adam içinde hırçın bir denizi barındırıyor olabilir. Gördüğümüz güneşli günlere, ışıl ışıl denizlere gelene kadar nice fırtınalardan geçtiğini bilemeyiz kimsenin. Ama işte o mükemmele odaklı insanlar hep parladıkları zamanların görünmesini ister ve dışa yansıyan puslu sisli vakitlere tahammül edemez, ama hayatın değişmez kuralı da "Mükemmel"in sadece bu oyunu "Kuran" olduğunu, aciz kaldığımız olaylarla bize hatırlatmasıdır. Sadece bunu fark etmek bile mevcut krizin fırsata dönüşmesini sağlar. 

Aciz olduğumuz gerçeğini bilmek yetmez, kalben söyleyecek kıvama gelene kadar bizi sınar karşımıza çıkanlar.

Zayıf olduğumuz gerçeğini kalbimize söyletmek hele de bunu nefsimize giydirmek öyle kolay bir iş değildir. Kabullenmek için bazen yaş almak gerekir. 

İşte genç arkadaşım, ben bugün geldiğim noktada "mükemmel" resmi çizmeye çalışmaktansa, benim için çizilmiş resmin mükemmelliğini seyretmeye gayret ediyorum. Her doğan güne bahtıma düşecek kelimelerin heyecanıyla merhaba diyorum. Yolumun kesiştiği hiç bir kimseyle boşu boşuna  ya da zamansız karşılaştığımı düşünmüyorum. Karşımdakinin söylediği sözler mutlaka o gün duymam gerekenlerdir ve bazen beni üzse de bir zaman sonra resmin tamamını görecek kadar o zamandan çıktığımda iyi ki bunu söylemiş bana, iyi ki bu başıma gelmiş diyorum. 

Çünkü hayat kendi içinde muhteşem bir ahengi barındır. Ve sanırım bizden beklenen yazgımızla dans ederken ona ayak uyduracak kadar kıvrak olmaktır. Bazen bilmediğimiz bir müzik yakalar bizi, elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bilemeyiz. Müzik devam ederken yapılacak en iyi şey yazgımızı izlemek ve ona uyumlu bir partner olabilmek için hareketleri tekrar etmektir. 

Zaman ilerledikçe, dansın bin bir çeşidini öğrenirken, yanlış adımlarımızı toplar, sırtladığımız heybemizde biriktirir, bizi acı acı gülümseten bu anıların adını tecrübe koyarız. Bir daha o müziği duyduğumuzda edeceğimiz dansı artık biliriz ve bir başkası için çaldığında da hemen onlara akıl verir, yol gösteririz. Çoğu zaman herkes kendi aklını beğendiğinden olsa gerek söylemlerimizin işe yaramadığını, hatta bize söylenenleri de kendimizin takmadığını ve illa ki kendi deneme yanılma sistemimizi kullanarak doğruyu bulacağımızı anlar ve dansın ritmine kendimizi bırakabiliriz. O noktadan sonra ahengi yakalamanın  daha kolay olduğunu, yazgımızın kollarına teslim edince kendimizi, bizi götüreceği yerden ziyade anın tadını çıkarmayı öğreniriz. Tabi bu süreç çok kısa değildir ve genelde karakterimizin de etkisiyle bazen bir ömür sürebilir. 

Ama gerçek olan şu ki, her geçen yıl ustalaştığımız bu hayat dansında geride kalan zaman içinde yaptığımız hataları daha az tekrarlar ve sonuçlarına daha az takılırız. Çünkü esas olan perde kapanana kadar her hal ve şartta dansa devam edebilmektir. Elbette arada yazgımızdan molalar alır, dinleniriz. Bu esnada zihnimizi esir alan saçmalıklardan arınır, doğal temizleyicilerle kalbimizi yıkar, sonra da güneşe asarak ilk günkü beyazlığına kavuşmasını bekleriz. Bu nedenle yaptığımız hatalar, aldığımız molalar aslında önemli fırsat zamanlarıdır ve bizi yeni ve daha ileri bir boyuta taşıyacak imkanı içinde barındırır. Bunu kullanıp kullanmamak ise bize kalmıştır. 

Şimdi dön içine ve muhasebeni yap, hırçın denizinin gemilerini batırmasına izin ver, daha güzellerini çatabilmek için gayret et, gözünü deniz fenerinden, kutup yıldızından ayırma! Geceyi aydınlatan güneş pek yakında. Gözünü göğe dik, o maviliğin sakinliğinde denizinin de durulduğunu görecek, mükemmellik zırhını parçalayarak içinden çıkardığın ruhunla daha güzel karışacaksın hayata. İşte o noktada ellerinde çiçeklerle seni bekleyenleri görecek, sarılacaksın korkusuzca. Yüzüne astığın tebessümün içten bir kahkahaya dönüşürken, bazen de mola istiyorum ey hayat diyerek çekileceksin kenara. Hadi bırak kendini yazgının şefkatli kollarına, müziği duy ritmi yakala... 

HANDAN KILIÇ


2 yorum:

  1. Çok güzel anlatmışsın arkadaşım. Bazı şeyler gerçekten de yaşadıkça ve yaş aldıkça anlaşılıyor. Neyi nerede yapacağını daha iyi bir öğreniyor insan. Eskiden ben de mükemmeliyetçiydim (hala bir parça öyleyim galiba) ama artık ritme uymaya çalışıyorum ben de :) Ellerine ve kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. sağol güzel insan yaşayarak öğreniyoruz herşeyi:) mükemmellik hastalığını yenmeye çalışanlardanım

    YanıtlaSil