25 Ocak 2014 Cumartesi

AŞKIM KAPIŞMAK’LA, ANI YAŞA ESİR OLMA…




Hayat bir bekleyişler manzumesidir. Bekleme süreci ne kadar zor olsa da hakkını vererek gerçekleştirirsek her bekleyiş bizi insan olma yolunda bir adım ileriye götürecek bir nimete dönüşebilir.

Beklediklerimiz gerçekleşmediğinde ve önümüze başka bir alternatif çıktığında ise bizim için yapılmış büyük plana teslim olmanın getireceği rahatlığı yaşamak nitelikli bir beklemeden sonra elde edilebilecek en büyük kazanımlardan olabilir.

Geçen hafta, eğitimcisinden dolayı gitmeyi istediğim bir seminere başka bir bekleme sürecim gereği gidemeyecekken birden bire değişen ve bu haliyle beni epey üzen ve yoran olaylar silsilesi neticesinde seminere gitme alternatifi belirdi ve ben bunu bir nevi hava değişimi olarak görüp yola çıktım. Üç gün boyunca gerçekten ağır şartlar altında çalışıp bunun hiçbir alanda karşılığını alamayan  meslektaşlarımla beraber bizim için bir nevi nefes alma imkanı sunan programda iki farklı eğitimciden iletişim ve stres yönetimi konusunda seminer aldık.

Eğitimcilerden biri, benim de seminere gitme isteğimi arttıran, Aşkım Kapışmak adındaki davranış bilimleri uzmanıydı. Carpe Diem-AN’I YAŞA, ESİR OLMA adlı son kitabını da imzalatma şansı bulduğumuz program benim açımdan epey faydalı geçti.

Medyadan tanıdığım ve pozitif enerjisini beğendiğim bir yüzdü Aşkım Kapışmak. Eğitiminin üzerine tecrübesiyle  harmanladığı, gözlemle geliştirip iyi bir dinleyici olma yönüyle iletişim uzmanı sıfatını tam manasıyla hak ettiğini düşündüğüm Aşkım Kapışmak’la program sonrası bir grup arkadaşla beraber oturup sohbet imkanı da bulunca olumlu izlenimim daha da pekişti.  

Samimiyeti yüzüne, insani vasıflarını geliştirip egosunu kontrol altına almayı başardığı özünden geldiği belli olan sözüne yansımıştı.Tabi karşınızdaki tiyatro dersleri de veren davranış bilimleri ve beden dili konusunda uzman olan bir insan olunca aklınıza ilk gelen rol yapıyor mu sorusu olabilir. Lakin bizler de çok fazla insanla muhatap olan ve karşımızdakilerin doğru söyleyip söylemediği konusunda vicdani tartımlar yapan hukukçular olarak Aşkım Bey’ın de belirttiği gibi analiz kabiliyeti gelişmiş bir meslek grubuyuz. Bu nedenle samimiyet mihengine vurduğumuz diyalogtan “tamamdır” cevabını almadan devam etmemeye özen gösteririz. Hele de seminer esnasında konuşan meslektaşlarımızdan bazılarının aslında öğrenilmiş çaresizliklerini kapatabilmek için kullandığı dil ile mesleki deformasyonumuzu ortaya koyduğu anlarda Aşkım Hoca’nın nezaketli duruşu, tevazusunu ve zarafetini bir kez daha gösterdiğinden değerli eğitimcimiz sabır ve samimiyet sınavlarını defalarca geçmiş oldu.

Kişisel gelişimciler genelde her şeyi yaparım ukalalığında olur ve kendisini bir çok açıdan tek otorite görüp aslında ipe sapa gelmez önerilerde bulunurlar. Birçok kişisel gelişim kitabı okuyup vücuduna gereksiz zehir almış biri olarak önerilerin üç beş günden sonra işe yaramadığını deneyimlemiş olduğumdan artık bu tarz uzmanlara temkinli yaklaşıyorum. Hatta bu konuda öyle farklı meslek gruplarından öyle çıkarcı insanlar türedi ki dikkatli olmakta yarar var. Misal yaşam koçluğu eğitimi üç günmüş. Açık lise diplomasından sonra halk eğitim merkezlerinden aldığı sertifikalarla kendini psikolojik danışman olarak tanıtıp kurumsal hizmet vermenin yanında öne sürdükleri marjinal fikirlerle televizyon kanallarını gezmeye yetişemeyenlerle ya da her şeyi evrene mesaj göndermeye bağlayıp ah tüh bu hafta bir şey yapamayız Merkür geri harekette diyen uzmanlarla dolu olan bir ülkede gerçekten yaptığı işin hakkını veren hatta bunu birkaç adım ötesine taşıyıp seminerler, tek kişilik gösteriler, tiyatro eğitmenliği, kişisel ve kurumsal danışmanlık, kitap yazmak gibi farklı şekillerde daha çok insana ulaşma yollarını seçen bir uzmanla yolumuzu kesiştiren kurumumuza da teşekkür etmek gerek.

Seminerde biz katılımcılara bir çok bilgi verildi. Bir kısmı zaten bildiğimiz ama farkındalık düzeyine taşıyamadığımız verilerdi. Bilgi günümüzde kolayca erişilebilen bir güç olsa da, gerek hayatın hızına gerek sosyal medyanın akışına kurban ettiğimizden olsa gerek bildiklerimizi hayata tatbik etmek neredeyse imkansız hale geldi. Çünkü bir bilgiyi hayatımızda anlamlı kılmamız için, onu yaşamsal hale getirmemiz için geçeceği bir çok aşama var. Zihni kabul ilk kulvar; şüphelerden arındırma, araştırma, ikna edici materyalleri toplayıp kalbe teslim ettikten sonra başlıyor aslında bütün mesele.Ve burada günümüzün yanılsaması hız kavramı devreye girerek bizim bilgiyi hikmete dönüştürecek aşamaları yaşamamızı engelliyor. Ama işte kendimize bir iyilik yapmak istiyorsak gözden kaçırmamamız gereken en önemli nokta burası; bilginin dilden gönle inmesi ve orada bir süre demlendikten sonra sizi dönüştürerek davranışlarınıza yansıması, özünüze nüfuz ederek sizi tatminkar hale getirmesi sonrasında bilginin gücü muhatabınızda karşılık buluyor. Biz ancak özümsediğimiz bilgileri etkili bir şekilde aktarabilirsek bir kulaktan girip diğerinden çıkmaz hale geliyor. Çünkü arada kalbimize uğrayan bilgi hikmetle söylenmişse, yani tecrübe ile sabitse ve her harf kelimeye dönüşürken değiştirdiği sesin yanında kendi sesini de koruyabiliyorsa, kelimeler görünmeyen anlamlarıyla da kalbimizde yer bulabiliyorsa öğrendiklerimiz hayatımızı anlamlandırıyor. Yoksa sadece etkili konuşma kabiliyeti olan insanların peşinden giderdik. Nitekim ekranlarda boy boy bu çeşit insan var ve sürekli konuşuyorlar, insanların gelişmesinden bahsediyorlar. Ama nedense toplum her gün daha kötüye gidiyor, umut azalıyor, gençler haz peşinde koşarken dur durak bilmiyor, uyuşturucu batağına saplanıp hayata dair yaşadığı kopuklukları fiziken de gösteriyor ve altın vuruşla, anlamlandıramadığı hayata son veriyor. Geçen yıl çalıştığım şehirde devlet hastanesinin tek psikiyatrist bayan doktoru üç kez intihar girişiminde bulunmuş ancak hastanede olduğu için kurtarılmıştı. Sadece bu olay bile bize bilginin hayatımızı değiştirmeyeceğini, hikmetle yoğrulmayan hiçbir sözün kalbimize değmeyeceğini gösteriyor. Bu yola girmek için de belki en önemli nokta susmayı başarabilmek, kendimize dönmek ve kendi özbenliğimizden kendimizi yeniden doğurabilmektir.

Aşkım Kapışmak’la sohbet etiğimiz esnada içinden yüzüne yansıyan huzur ve konuşmaktan ziyade dinleme becerisini geliştirmiş olması beni çok etkiledi. Olumlu elektrik alamadığım insanlarla muhatabiyetimi sınırlı tutmaya çalışan biri olarak televizyondan bile ol(gun)(um)luluğu hissedilen Aşkım Bey’in enerjisi bende derhal kitabı okuma isteği hasıl etti. Eğitimin ilk gecesi başladığım CARPE DİEM adlı kitap oteldeki yoğun koşuşturma arasında ancak çantamda bana eşlik edebildi. Gelince de dosya yığınları arasında kaybolsam da dün aksam azmettim, sabahladım ve kitabı bitirdim. 

Kitap, yazar hakkındaki hislerimin doğruluğunun sağlamasını yaparken her bölümde sözü daha iyiye taşıdığını görüp kitabı sevdim. Ama tabi bu ilk okuma her ne kadar altını çizerek ve notlayarak olsa da sonraki okumalar için bir ön hazırlıktı. Çünkü bu kitap öyle sıradan kişisel gelişim kitapları gibi tek okumalık sonra da rafa dizmelik değildi. Bilakis başucu kitabı olup içindeki uygulamalarla hayata geçirmeniz gereken egzersizler sunan ve bu alıştırmalar bir süreç isteyen, zaman içinde aşama aşama kendinizi iyi hissetmeye götürecek ancak bu süreçte içinizden çıkacak yaralı çocuğa karanlıkta bir fener misali yardım etme amacı güden bir nevi şifa kitabıydı. 

Yaralı çocuk hepimizin içinde var ve bunu göstermemek için saldırgan çocuk ve dürtüsel çocuk modlarını kullanarak benliğimizi korumaya çalıştığımızı seminerde de anlatan Aşkım Kapışmak’ın kitabı yaralı çocuğunuz iyice hastanelik edilmemişse yani klinik düzeyde bir terapiste ihtiyacınız yoksa sizi kendinizle dolayısıyla hayatla, eşinizle, çocuklarınızla barıştıracak bir destek materyali olabilir. 

Kitabın en can alıcı özelliği bence samimiyeti; sanki yazar sizinle konuşuyormuşcasına akıcı dille kaleme almış devamının da geleceğini öğrendiğimiz eseri.Malum söz kişinin neresinden çıkarsa muhatabının orasına değer ya bu kitap kalbinize değecek ve size kendi ellerinizden tutma fırsatı verecek.

Hayatta hiçbir şey tesadüflerle açıklanamaz ve karşımıza çıkan her şey eğer duymak istersek bize bir şeyler söyler.İşte bu seminer de tam da ihtiyacım olduğu bir zamanda, yaşadığı ortamın ışıltısına ve gürültüsüne rağmen kendi içsel yolculuğunda dinginleşmeyi başarmış ama yaşam devam ettiği sürece gayreti nispetinde dönüşmesini sürdürecek ve niyeti “iyi insan olmak” olan bir yürekle tanıştırdı beni.

Gerek Aşkım Kapışmak’ı dinlerken gerek CARPE DİEM’i okurken içimde hep bir şiir gezindi. (Bu da an’da olamayışımın itirafı ama Aşkım Hoca insanın tüm gün an’da olamayacağını ve bunun farklı bir boyut gerektirdiğini söylediğinden rahatça ifade edebiliyorum) Bir profesör, bir psikiyatrist, bir yazar ama en çok kalbi naif bir şair olan  Kemal Sayar’ın en sevdiğim şiirlerden olan SESSİZ’i sizinle paylaşırken AN’da kalabileceğiniz sessiz zamanlarınız olmasını dilerim. Carpe Diem’i okumayı ve yaşamayı unutmayın.
   
S  E  S  S  İ  Z 

Sessiz oturabilir miyiz seninle
Aramızda  yaprakların hışırtısından
Ve ceylanların hayata çıkışından
Başka bir ses olmadan

Beni sessiz de sevebilir misin
Yağmur almış toprağı
Ve üşüyen kainatı dinlerken
Araya dünya sözleri karışmadan

Biliyor musun çekirgelerin
Unutulmuş ülkelerin
Kahrından kuruyan nehirlerin
Diliyle konuşabilirim seninle
Duyabilirim seni hiç konuşmadan

Kalbinin atışlarını duyabilirim
İçinde bir yaz gezmesine çıkan çocuğu
Ve dudağın en uzak sokağında
Biriken dilini hayatın
Sökebilirim, öğrenebilirim
Sözcükler, bağırtılar, klaksonlar
Ona katışmadan

Ay sesiyle, gün sesiyle, gül sesiyle
Tırmanırım kalbimin tepesine ve işte
Zakkumların diliyle konuşabilirim seninle
Rüzgarın ve acının bildiği dilde
Acelesiz, hiç yarışmadan
Sessiz oturabilir miyiz seninle?

 Kemal SAYAR
----
HANDAN KILIÇ