15 Ocak 2015 Perşembe

HAYAT KAÇ BİLİNMEYENLİ BİR DENKLEMDİR?



Hayat kaç bilinmeyenli bir denklemdir? X i karşı tarafa geçirirsek Y yalnızlıktan ölür mü, yoksa nasılsa bir Z gelir ve denklemi daha da içinden çıkılmaz bir hale mi getirir dersiniz? 

Bilinmeyen sayısı artıkça, onlara değer vererek sonucu bulma şansımız da azalır. Doğruluğunu varsaydığımız kurallar devreye girer ve nedensiz niçinsiz kabul ederiz ki, bir sonuca varalım. 

Hayat da tıpkı matematik gibi, bir bilinmeyenli bir denklemken, x i yalnız bırakıp karşı tarafa geçtiğimizde kolayca çözülecek problemler sunar. Çok işiniz vardır, çalışırsınız biter. Çok yorgunsunuzdur, dinlenirsiniz geçer. Uykunuz vardır, uyursunuz ve tazelenerek kalkarsınız. Uykusuzluğun yanına, hastalık, onun da yanına çaresizlik gelse, artık matematiğin sebeplerini bilmeden teslim olduğumuz kuralları gibi, hayatın kanunları devreye girer ve bize de formüldeki kabulleri uygulamak kalır. 

Matematikçiler bu kuralları ispat için sayfalarca işlem yapadursun hayatı anlamak isteyenler de, bunun felsefesinin yaparak laf kalabalığı içinde boğulur. Ama belki de bizden istenen denklemi çözmemiz, kendimizi eşittirin sağ tarafına atmamız, illa ki diğer sayılara eklenip vakti geldiğinde çıkarılmamız ya da bir şeylere bölünmemiz değildir de, yalnız da kalsak, bir bilinmez olarak işleme devam etsek de varlığımızla işlemi anlamlandırmamızdır. 

Hayatta da vazifemiz, toplamak, çıkarmak, yüklenmek, bölünüp parçalanmak yerine, anlam bütünlüğüne kavuşmaktır. Biz varız, belki x,y,z yiz belki sevilen bir sayının karesi ya da kimsenin istemediği bir sayının kare köküyüzdür. Ya da kendimizden başkasına bölünmeyen asal bir sayıyızdır da, asaletimizi bir ömür koruruz. Belki de, denklemin çözümünün bu dünyada olmadığını anlatmak için çarpanlarına ayırmıştır bizi kader ama hala yaşıyorsak, bölen ve bölünen değilsek, elde var hayat diye devam edebiliriz.

Bugün rastladığım bir arkadaşımın eşinin, mevcut zor hastalığının yeniden nüksettiğini ve tekrar ameliyat olduğunu öğrenince çok üzüldüm. Fakat kendi sağlık sıkıntıları yanında, eşinin hastalığı ve daha bir çok derdin üst üste geldiği arkadaşıma geçmiş olsun diye teselli vermek isterken onun metanetini görünce bir kez daha hayran kaldım. Çok bilinmeyenli bir denklemin orta yerinde duruyordu ve yüzü, kalpten gelen bir gülümsemenin ferahlığını yansıtıyordu. Nedenini niçinini sorgulamadan kaderin kurallarına teslim olmuştu. Biraz konuştuk, daha çok o anlattı, ben dinledim. Anlattıkça kalbime yerleşen ferahlıkla bir kez daha anladım ki, süslü ve büyük sözlerin içinde değil hayatın gerçekleri. İnsanı çekense, ruhuna değen, söylediklerini dilinden kalbine indirebilmiş, o hale bürünmüş insanlarının derinliği.

Nedense o an aklıma Aşık Veysel'in bir şiiri geldi, o da bir kalp insanıydı ve duru Türkçe'siyle, en zor gerçekleri, en kolay cümlelere giydirir, bilgeliğiyle şaşırtırdı.

"Bir kız ile karşılaştım

Göz aldatan bir sinema
Gözlerine bakıp geçtim
Ben de oldum bir sinema

Göçler gider katar katar
Kimi alır, kimi satar
Okun doğrulamış atar
Batan oklar hep sinema

Bir an evvel geçen halım
Gözümden kaçtı maralım
Felek çeviriyor filim
İşte büyük bir sinema

Şaşar Veysel bu ne haldir
Hakikat de, hep hayaldir
Hayat filimi misaldir
İşler güçler hep sinema" diye mırıldandım içimden ve duadan başka yapacak bir şey yok diye düşünürken aklımdan geçenleri okurcasına, döndü bana dedi ki,"Hukuki bir konuda saatlerce konuşabilirim, ama dua etmek isteyince ve aklıma gelen bütün şeyleri saymama rağmen dua etme süremin 10 dakika bile olmadığını fark ettim." Bu söz üzerine bir an durdum ve düşündüm, bu kadar kalbiyle yaşayan bir insan, on dakika diyorsa acaba ben kaç dakika dua edebilirdim?  Kalbimin taş duvarlarına çarpan bu cümle saatlerdir yankılanıyor içimde.  

Sevdiğim bir arkadaşımla saatlerce konuşabilirim ya da yazabilirim ona. İçimin en kuytu köşelerinde saklanan benleri gösterebilirim, bazen benim de tanımadığım benlerle karşılaşabilirim, ona güveniyorsam, düştüğümde elimden tutup beni kaldıracağını, kendine gel diyeceğini ve tekrar yürürken önüme ışık tutacağını biliyorsam kendimi rahatça bırakabilirim. Çünkü seviyor, güveniyor, ona inanıyorumdur. 


Peki hal böyleyken, hayat film-i misalken, işler güçler hep sinemayken, çok bilinmeyenli denklemler karşısında niye çırpınıyoruz? Çözüm senaryoları yazıp yazıp silmek yerine, niye kendimizi asıl Büyük Senarist'e anlatamıyoruz? Peki heybemiz niye boş, bunca kelime haznemize göre?  O'nunla konuşacak kelimelerimiz niye yok elimizde, dilimizde, gönlümüzde? 

Kimle konuşamayız samimice? İnsan, güvenmediğine, sevmediğine, uzak olduğuna açamaz kendini. Biz ne kadar uzağız ki kalbimize, O'nun ülkesinde yabancıyız kendimize. "Otuz yıldır Almanya'da yaşıyorum ama tek kelime Almanca öğrenmedim, benliğimi kaybetmedim" diyerek bunu övgü meselesi haline getiren ilk nesil gurbetçiler gibi kalbimizin diline yabancı, koca koca benliklerimizle caka satıyoruz alemde. Ona buna laf yetiştirerek susturduğumuz iç sesimizi duymak için illa bir bela tüneline mi girmeli insan? Ya da çözemediği, çözemeyeceği bir denklemin içinde olduğunu fark etmemekten büyük bela var mıdır söylesenize!

Hani birini sevdiğinizde onu göreceksiniz, onunla iki kelam edeceksiniz diye kalbiniz sıkışır, yanından ayrılmak istemezsiniz ya günlerce, gecelerce, işte bu ateşi içinizde hissetmeden, onu özlemeden, onu istemeden, kalbimin sarayları senin demeden, uzaktayken bile tüm benliğinizle onun olmadan aşktan, sevdadan bahsedemezsek, gerçekten sevememişsek ne söyleyeceğiz ki, kalbimiz pır pır ederek O'nun önünde.  

Haydi bu gece, tüm hatalarımıza rağmen bizi bizden çok sevene, ellerimizi açıp dileklerimizi söylerken O'nunla konuşmayı deneyelim, dilimiz döndüğünce. Kalbinin derin denizlerinde boğulmadan yüzen arkadaşım gibi belki sevdiğimizi tanıdıkça, bildikçe on dakikayı bulabiliriz bir gece.

Haydi bir yerden başlayalım, tanışalım kendimizle ve O'nunla geçen zamanın nasıl da akıp gittiğini anlayamayacak kadar büyük bir aşka sahip olana kadar konuşalım her gece...

HANDAN KILIÇ

1 yorum:

  1. hayatı matematik ile anlamaya ve anlatmaya çalışmak sizin gibi edebi bir kişi için zor olmamış..Konuyu güzel bir yere bağlamışsınız, sizi takdir ettim bir kez daha sayın gizemli..

    YanıtlaSil