28 Aralık 2015 Pazartesi

İÇİMİZ HEP BİR HOŞÇAKAL ÜLKESİ



“Bu dünya soğuk

Rüzgâr genelde ters yöne eser
Limon ağaçları kurur
Bahaneler hep hazır
Güzel günler çabuk geçer
İçimiz hep bir hoşçakal ülkesi” Cahit Zarifoğlu


Hoşça kal 2015 …

“İçimiz hep bir hoşçakal ülkesi …

Bu uğurladığımız kaçıncı yıl? 

Acısıyla tatlısıyla bir yıl daha eksildi ömrümüzden.

Ne kadar zor bir yıldı: Dünya sona doğru giderken dayanılmaz bir yer olmaya  başladı günden güne… Bu kadar çok şehit/kayıp haberiyle uyandığım daha doğrusu uyuyamadığım bir yıl hatırlamıyorum. Belki de unutmak nimetiyle ödüllendirildim. Çünkü bu ülkede yıllardır, gündem o kadar hızlı akıyor ki, değiştirebileceğim şeyler için cesareti ve duayı yedeğimde taşısam da, artık değiştiremeyeceğim şeyler için zihnimi ve kalbimi koruma altına almak adına, gündemden uzak kalmaya çalışıyorum. Bazıları bunu duyarsızlık olarak algılayabilir ama ben öyle düşünmüyorum.

Yoğun ve yorgun geçen yılın son günlerinde, bu konuda beni haklı çıkaracak yeni farkındalıklarım da oldu: 

Konuyu biraz daha açarsam; birkaç gün önce izlediğim “Neşe, dert, aşk diye yazılır, Neşet  Ertaş diye okunur. “ sloganıyla yola çıkan ve büyük ustanın her yılı ayrı bir çile olan hayatından kesitler sunan oyun esnasında düşündüm yine bu konuyu. 
  
Devlet Tiyatrolarının tanıtım broşüründe; “Neşet Ertaş, bir oyuna, bir esere sığamayacak kadar engin bir hayat. Onun hayat felsefesini, insanlığını, gönlünü, sanatını, bir eserle anlatabilmek mümkün olmadığı için; bu oyunda ancak ondan esinlenerek bir sanat eseri oluşturulmaya çalışılmıştır. Onun türküleriyle büyüyen, onunla aynı bozkıra bakmış insanlarla… Hayatının en önemli unsurlarından biri olan “Aşk” teması seçilmiştir. Bu oyun Neşet Ertaş’a yakılmış bir ağıttır, bir saygı duruşudur.” denerek yakın zamanda kaybettiğimiz büyük ustaya selam ediliyordu.

Zorlukların yıldıramadığı, kayıpların yıkamadığı ama her gönüle değişte sızım sızım sızlatan acıların tercümanı kıldığı  bu adam, İsmet Özel’in Münacaat şiirinde “halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti” dediği gibi, insanın yalnız geldiği bu dünyada ” diğer yarısını, yarini" arama telaşından bahsedip durdu

Kaynağı, her anı, yaşamının tutunacak dalı aşk olan bir adam ve gönülden gönüle görünmeyen yollardan varıp yerleşen bir “Aşık”tı o.

Bozkırda, bozlakların dudaktan gönle aktığı bir coğrafyada büyümedim. Hatta bağlama sesine aşina da değildim. Ama Sadık Yalsızuçanalar’ın “Ondan, yıllar önce, 'kalpten kalbe bir yol' olduğunu öğrenen herkes gibi ben de, yıllarca sinemde taşıdığım gizli yaranın bir tabibi olduğunu sanmıştım. Oysa, bütün yaraları ve şifa umutlarını boşa çıkaran bir kader sırrının, Sezai Karakoç'un deyişiyle, 'kaderin üstündeki kader'in biraz olsun farkına vardıkça, Neşet Ertaş'ın türkülerini daha çok sever oldum.” dediği gibi türkülerindeki derinliği yeni yeni fark etmeye başladım.
Bu nedenle sergilenen oyunda canlı performanslarıyla büyüleyen ustalardan dinlediğimiz türküler beni alıp o duygudan o duyguya sürükledi: 

Belki de büyük usta, küçük yaşta annesini yitirmese, gurbette olduğumuz bu dünyada her açıdan garipliği yaşamasa, bir ömür aradığı ahu gözlü dilberin hayaliyle yanmasa, o ince sızının tercümanı olamayacaktı. Bu açıdan bakarsak, oyunda, belki de annesi için yazmıştır diyerek yorumlanan “Neredesin Sen”i eğer annesiyle beraber büyüse hiç dinleyemeyecektik değil mi?  

Şu garip halimden bilen işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Ben ağlarsam ağlayan gülersem gülen
Bütün dertlerime ağlayıp gönlümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiç bir tabip yarama merhem olmuyor
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Ya da Gönül Dağı’na kulak verirsek ; 

Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca

Akar can özümde sel  gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar yar oy yar oy yar oy yar oy

Dil gizli gizli dil gizli gizli

Sinemi yaralar yar oy yar oy yar oy yar oy
Dil gizli gizli dil gizli gizli

Dost elinden gel olmazsa varılmaz

Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle giden yar oy yar oy yar oy yar oy” diyen Neşet Ertaş bir türlü kavuşmadığı kızlara sevdalanmasa, hayatımızın her anına nüfuz edebilen eserleriyle, söylenememiş aşklar manzumesinin en güzel satırları eksik kalmayacak mıydı?


Bunaldığımız, yalanların yıkıcılığı ile karşılaştığımızda 

“Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın
Bende gülmedim yalan dünyada
Sen beni gönlünce mutlu mu sandın
Ömrümü boş yere çalan dünyada
Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüne gelen dünyada
Sen ağladın canım ben ise yandım
Dünyayı gönlümce olacak sandım
Boş yere aldandım boş yere kandım “ diye nasıl feryad edecektik mesela.

Hayatını paylaştığı, üç çocuğuna ana olan kadına bir türlü aşık olamasa da, saygısını kaybetmeden boşanmasa;

Cahildim dünyanın rengine kandım

Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım
Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Sözüm yok şu benden kırıldığına

Gidip başka dala sarıldığıma
Gönlüm inanmıyor ayrıldığına
Gözyaşım sen oldun kahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Garibim can yıkıp gönül kırmadım

Senden ayrı ben bir mekan kurmadım
Daha bir gönüle ikrar vermedim
Batınım sen oldun zahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin'” türküsünden mahrum kalmayacak mıydık?


Elbette bizler ya da sanatçılar zor günler yaşayalım demiyorum. Yazının, şiirin nasıl yazıldığını, türkünün nasıl yakıldığını bilirim: Siz de bilirsiniz aslında; okuduğunuzda, dinlediğinizde yanıyorsa içiniz, ne hissettiriyorsa size işte o duyguyla yazılmıştır bahtımıza düşenler de. Ama hep iyi günler olsa ömrümüzde, nasıl biliriz o aydınlık zamanların kıymetini. Hepsi beraber harmanlandığında, acıyı bal eyleyen bir bakışa sahip olduğunuzda, yani “kaderin üzerindeki kadere” teslim olup bizi bizden çok seven Yaratıcı’mızın belirlediği planın akışına kendimizi bıraktığımızda güzelleşir dünya.

Olayın bir başka boyutu da, güzel günlere olan özlemin bitmeyişi, gidişleriyle, ardında bize o güzelliklerden ayrı kalmanın üzüntüsünü bırakmaları, zor zamanların ise, oh be geçti gitti dedirten ferahlık hissi ile içimizi dolduruyor olmasıdır. Bu gerçeği fark ettiğimizde, kendi acılarımıza da, yüreğimizi dağlayan kitlesel acılara da dayanmak kolaylaşır. En Merhametli'den daha büyük değil şefkatimiz, elbette bilmediğimiz hayırları barındırmaktadır kaderimiz. Belki de sırf bu yüzden güzeldir çektiklerimiz, bizi başka bir bize yükseltecektir güçtür acılarımız, yeter ki duvara tosladığımız o an, ilk yardıma çabuk yetişsin ruh erzaklarımız.  

Bu nedenle geçen yıl her ne yaşadıysak yaşayalım yeni bir yıla girerken gönül yelkenimize umut rüzgarı dolduracak şekilde hayatımızın dipte köşede biriken fazlalıklarından kurtulalım, bir iç muhasebe yapalım.  

Yeni yıl kutlamalarını, seneye görüşürüz espirisi kadar gereksiz bulsam, neyi kutladığımızı anlayamasam da başlangıçlar ve bitişlerin hayatımızın muhasebesini yapmak için kıymetli vakitler olduğunu düşünürüm.

Sizin için “Oh be, çok şükür bitti bu yıl” dediğiniz bir sene mi oldu, “Ah nasıl da hızlı geçti” diye hayıflandığınız bir sene mi oldu bilmiyorum ama benim için her şeyin “ çok” olduğu bir yıldı 2015. Bitsin artık dediğim zamanlar kadar böyle güzel vakitler yaşamadım diyerek özlem duyduğum anlarla dolu bitmek üzere olan bu yıl.

Şöyle geriye dönüp baktığımda en mutlu haberlerden başlayalım diyorum 2015 anılarına: İki can parçamdan, iki kardeşimden, iki yakışıklı yeğen geldi bu yıl bana; Mesut ve Erdem adında. Onlar sayesinde İzmir’de başladım yıla, mis gibi cennet kokularıyla beraber isimleriyle mutluluk ve ilkelilik  kavramlarını canlandırdılar  hayatlarımızda.

Alabora olmuş hayatlardan savrulmuş çocuklar kıyıya vurdukça nasıl yandıysa canımız, en umutsuz anlarda gülücükleriyle dünyayı katlanılabilir kılan çocuklar hiç eksilmesin gönül kıyılarımızdan diye dua ettik sıkça.

Bu zor dünyaya katlanmak için herkes bir çıkar yol bulur ya kendine, benim için yine yazı oldu kurtarıcı yıl boyunca. Son üç yılda en az bu yıl yazı yayınlasam da, bunda yazıların nitelik ve hacim açısından derinleşmesinin etkisi olabilir. Yayınlanmamış yazılar da birikse de kenarda, bakalım 2016’da nasıl bir kaderle çıkacaklar ortaya.

2009 yılından beri klasik blog yazarlığı yapan, bir çok farklı blog ve internet sitesinde yazan biri olarak bildiğiniz gibi bu yıl büyük bir hayalim gerçekleşti ve AKIŞINA BIRAK ismiyle kitaplaşan derleme, hayatıma yeni bir boyut kattı. Eylül 2014’te hazır olan kitap kaderindeki doğum tarihini bekledi ve 2015 yılının Ağustos ayının ortalarında okuyucusuyla buluştu. İki ay gibi kısa bir zamanda ilk baskısı tükendi ve okuma oranının çok düşük olduğu bir ülkede ikinci baskıyı yapma şansını yakaladı.

Hepsinden önemlisi okuyan herkesin mutlu, heyecanlı, sevgi dolu dönüşlerle bana yazması oldu. Yüreğimi açtığım kimse geri çevirmedi satırlardan taşan sevgimi ve daha da büyüyerek döndü bana verdiklerim.

Ralph Waldo Emerson’un çok sevdiğim bir sözü var: “Hayatta tek bir kişi bile siz yaşadığınız için rahat nefes alıyorsa siz başarılı ve amacına ulaşmış bir insansınız”
Doğruluğuna çok inandığımdan bu sözü önceki bloguma kapak yapmıştım. İnsanlara faydalı olmak, iyileştirirken iyileşmek yaşam felsefem oldu hep. İşte kitapla da bunu amaçlamıştım ve yazdığım satırların gözden gönüllere girmesiyle bu mutluluğu yaşadım.

Kendimi akışına bırakmakta ömür boyu öğrenci gördüğümü ifade etiğim ve içinden geçtiğim bir hayatta gözüme takılanları gönül süzgecimden geçirerek satırlara döktüğüm yazılarım, ben bu alemi terk ettikten sonra da yaşam felsefemi aktarmaya devam edecek. Bu nedenle toplanmış olması büyük önem arzediyor. Hiç birini yazarken kaç kişiye ulaşır hesabı yapmadığım bu gönül izleklerimde soluklanan birkaç kişinin olması bile bana yeterken dar bir çevreden çıkarak kitaplaşması hem bir hayalimi gerçekleştirdi hem de birdenbire oldu. Zaten iyi şeyler birdenbire olur derler. Bu süreçte beni yüreklendiren tüm dostlarıma teşekkür ediyorum.

Bu yıl yoğun bir şekilde sosyal medya kullanıcısı da oldum. Mesleki pozisyonum gereği yoğun ama yalnız bir yaşamın yolcusuyum. Kitap okuma, film izleme hatta yaşama hızımı düşüren bir işi yapıyor olmanın zorluğu yanında, hakkı teslim etme yükünün altında olmak da insan için epey ağır bir yük. Kaç sayfa, klasör hatta bazen çuval dosya okudum, kaç sayfa karar yazdım bilmiyorum ama elimden gelenin en iyisini yapıp karar verecek makamların önüne getirdim. Ardımdan kontrol edecek bir mekanizmanın varlığı ile yükümü hafiflettim ve kendimi biraz nefeslenmek için çalışmaya her ara verdiğimde sosyal medyanın merkezinde buldum. Birçok güzel insanla tanıştım, dostluklar kurdum. Tıpkı gerçek hayat kadar  varlardı hatta bazen hepsinin önüne geçtiler. En yakınımdakilerin göremedikleri dertlerimi hafifletmek için çırpınanlar bile oldu. Dünyada güzel geçmese de 2015 benim için unutulmaz çoklar yılı olarak kalacak sanırım.

Güzel dostların yanında güzel sanatçılarla da tanıştım 2015’te. Misal Firdevs Altındaş sesiyle büyüledi beni. Kaç yazıyı onun etkileyici sesinin eşliğinde, hem de defalarca dinleyerek yazdım bilmiyorum. Kendine ait eserleri yanında, yorumuyla yeni bir soluk kattığı şarkılarla neredeyse her günüme konuktu sanatçı. Erkek eli adlı müthiş şarkısını bu yılın şarkısı ilan etim ve sıkça paylaştım sosyal medyada. Cem Adrian, Gülay,Kubat, Neşet Ertaş,Feridun Düzağaç,Emre Aydın,Kaan Tangöze, İrem Candar, Nazan Öncel, Sezen Aksu ve daha niceleri 2015’in fonunda çaldı hep.  

Sonra şiirler: Bu sene Didem Madak yılıydı benim için. Ah’larAgacı’na kurdum gönül salıncağımı…Beraber ah ettim geçen günlere... Gülden Karaböcek'le Aşkın gözyaşlarını döktüm gönlüm daraldıkça.  

Ve filmler…İnsanın hem gerçeğe yakın olmasını istediği hem de gerçeğinden kurtulmak için sığındığı birkaç saatlik yaşam kaçamakları…Ne çok izledim bu sene…Beni önerileriyle besleyen, gördükleri duydukları her güzel şiiri, filmi, kitabı paylaşarak dostluklarını esirgemeyen tüm sanal ve gerçek arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Ve kokular… İnsan beyninin unutmadığı tek şey kokuymuş. Bundan olsa gerek her zaman diliminin, her şehrin bende anısı bir kokunun içine hapsoluyor. Sanırım hiçbirini unutmak istemediğimden, her yenilikte başka bir kokuya tutunurum ben: Şehir değiştirsem, kısa tatiller için bile olsa en azından farklı bir sabun alırım yanıma ve sonrasında o kokuyu duydukça dalarım anılar deryasına, bazen hiç çıkmak istemem derinlerden, özlediğim bir kokuysa. 2015’in kokusu benim için Paşabahçe Çay Kolonyası oldu mesela. Her zor anımda, her sevincimde, heyecandan havalara uçtuğumda ya da iki gözüm iki çeşme ağlarken hep yanımdaydı kolonyam.”Hayat en güzel hediye “ sloganı ile vurulduğum bu kokuyu ne yazık ki şimdilerde üretim sıkıntısı nedeniyle bulamıyorum. Her güzel şeyin tükeniyor olması gibi şişelerim dibini görmek üzere… Yerini doldurmaz ama Eyüp Sabri’nin çeşme limonu ile yüklerini paylaştırdım; bir sefer onun kokusuyla ferahlıyorum, bir sefer çay kolonyasının…

Hayat, tükenmez kalemin tükendiği, bitmez denilen her şeyin bittiği bir yer olsa da, belki de bittiği için güzeldir her şey: Düşünsenize, hep çocuk, hep genç ya da hep yaşlı kaldığınızı, hep paranızın olmadığını, hep sağlıksız olduğunuzu, hep yalnız, hep aşık, hep kaosun içinde olduğunuzu… Hep olan her şey gibi bıkardık, kıymetini bilmez, bizi en çok mutlu eden şeyden soğurduk sanırım. Öyleyse, her şeyin bir ömrü olması da, tükenip gitmesi, anılarla ara ara kendini hatırlatıp özlemden burun kemiklerimizi sızlatması da güzel… Gitmeyip, bitmeyip başka bir şeye dönüşmesi de keyifli.  

Belki de böyle çıktı sanat ortaya: Kaybolmasını istemediğimiz anıları depolamak için kullandık şiirleri, filmleri, şarkıları da…

İşte benim için bu yıla, yaşadıklarıma, yazdıklarıma denk düşen şarkılarımdan  bir potpori sunuyorum bu paragrafta:

Çok yoruldum hayat gelme üstüme diyorsanız, bana yalansöylediler diye feryat ediyorsanız, kahrolsun bazı şeyler, bir kokun bile yeter bana diyorsanız, mazi kalbinizde yaraysa, ama med-cezirinin cazibesiyle hala aşk duruyorsa orda, yine de geri dönülmez bir yola çıktıysanız, gönül telinizi bekle dedi gitti, ben beklemedim o da gelmedi, ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi diyen şair sızlatıyorsa, fark etmeden iki yabancıya dönüştüyseniz en yakınlarınızla beni affet diyerek sarılın bu yeni yılda. Olur ya, sen ağlama dayanamam, her şey seninle güzel, hadi göğe bakalım diyen bir kalp çıkar karşınıza…

Çıkmasa da biçare kalmak yerine, hey benim paşa gönlüm deyin haykırın ve muhasebenizi yapın yeni yıla girerken…

Ve iki şairden iki güzel alıntıyla bitirelim bu yılı usulca :
İlki Turgut Uyar’dan;” Ben aslında her şeyi sonradan öğrendim. Herkes her şeyi sonradan öğrenirmiş. Bunu da sonradan öğrendim”

Ve Erdem Bayazıt:

“Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı sorulacak bir hesabı
Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır
Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım, milletim, tüm insanlar, kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna, adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim,
Can kuşum, umudum canım sevgilim…”

2016’ının, "yaşayarak" yaşlanacağımız, hayallerimizin gerçeğimiz olacağı, huzur, aşk, umut, sevgi dolu bir yıl olması temennisiyle…              

HANDAN KILIÇ

5 yorum:

  1. Eee oldukça yaşanmış,oldukça yoğun bir kesit olmuş.Hala öğrenecek çok şey var anafikirli,mesleki dayanıklılığını kültürel zenginliklerle aromalaştırmış,insan ve hakkaniyet odaklı bir aktarımı.Kendinizi algılama biçiminizin ve bizim de algıladığımız biçimin ifadesinin,Emersonun deyişinde hayat bulduğu renklilik.Bozkırın bozlaklarıyla büyümüş biri olarak demem o ki,bozlaklar her daim dudaktan gönle akmaz,bazan da sizin yazarak yaptığınız şey gibi gönülden dudaklara akarlar,yaşanmışlıklar sözlere dökülür yani.Ben böyle yazar çizer insanları; Güneşin sanki başka yapacak bir işi kalmamış gibi,bir salkım üzümü olgunlaştırmaya devam ediyor olması tarzında tanımlarım.SEVGİyle kalın.

    YanıtlaSil
  2. Cok tesekkur ederim bu guzel yorum icin

    YanıtlaSil
  3. Yine çok güzel ve her yönüyle doyurucu bir yazı olmuş. Evet 2015 kayıplari nedeniyle üzücü bir yıldı ama bana kazanclar saglayan bir yıl oldu... Aynı şekilde sana da.. astrologlar 2016 nın hasat yılı olduguni söylüyor, 2015 de ne ettiysek onu bicecekmisiz. Çok şükür biz sevgi ektik, saygı ektik, sabır ve metanet ektik gönüllere.

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Kaybetmisliklere inat hayat yaşamak istiyorum seni..Ben çok geç kaldim, çok sevinçlerim öksuz kaldi..Didem Madak'in Ah'lar Agacinin golgesinde dinlendim onu dinlerken, ayni derde düşen sevdigim insana uzattigim elin boş kalişini hatirladim caresizce..Durmadan depolamanin aslinda kaybetmislige inat olduğunu su yazini okuyunca hayretle benimsedim, demek insan hep ruhunu doyurma pesinde..Anlamaya çalistigimiz hayati oya isler gibi ne de guzel anlatiyorsun arkadas..Yine göturdun baskaaa diyarlara, yuregine saglik..Seni tanidigi icin sansli olanlardan C.K

    YanıtlaSil