14 Ekim 2014 Salı

BİR CİHAN KAFES...


"Bir insanı, ne zaman, neden ve nasıl severiz?" Bu soruların cevabını bilim adamları arayadursun ben genelde yüreğimin dikine gider, bazen zıddıma, bazen benzerime doğru çekilirim. Bu birbirine zıt iki insan profilinin yüreğimden vize alabilmesinin ilk şartı, kalbi bir samimiyet ve bunu yansıtan güzel bir gülümsemedir. İşte şimdi size gönlümü gülüşüyle yakalayan bir insandan, bir sanatçı, bir yazardan bahsedeceğim. Onun hayatıma girişi oldukça eski. Bu kişi, tam tarih veremem ama HBB diye bir kanalın olduğu zamanlarda, gülümsemesi, sesi, üslubuyla gönlüme giren bence ülkemizin en güzel kadınlarından biri olan İclal Aydın'dan başkası değil.

O, HBB'de program yaparken, okul dönüşlerime denk geldiğinden kafa dağıtmak için izlerdim programını. Sonra "Sıcak Saatler" adlı dizide de seyretmiştim. İyi bir oyuncu olsa da, ben onu televizyon programlarıyla, müziğin gücünü de yanına alarak akıcı yazılarını yorumladığı klipleriyle, hayata dokunan denemeleriyle daha çok seviyordum. Zaten daha sonra beğenilen yazılarını topladığı kitaplarıyla yazar kimliğini öne aldı. Bu arada ben de Hukuk Fakültesini bitirmiş, avukatlık stajımı tamamlamış ardından da evlenmiştim. Kariyerimin ilk basamağı olarak da anne olmayı tercih etmiştim. Çalışmayarak, evde geçirdiğim hamilelik ve sonrasındaki bebeğimi büyütme sürecinde İclal Aydın hep orada, gurbette yapayalnız olduğum bu gri şehirde, evdeki tek ses olan "Televizyon"daydı. Benim bebeğim olduğunda, o da evlenmiş ve hamile kalmıştı. Oğlum bir yaşına geldiğinde o kızını kucağına almıştı. Tabi bu süreçte yaptığı projeler, karşılıklı olarak ilgilendiğimiz konu ve konuklar da hayatımızın akışına göre şekil almıştı. Sinema, sanat, edebiyat, şiire olan ortak düşkünlüğümüzün yanına bir de evlilik, annelik, alınan kiloların geri verilme çabaları, bitmeyen diyetler de eklenince neredeyse dert ortağı olmuştuk. Başkaca kadın programları da bana çok hitap etmediğinden, çıtayı hep yükseğe koyan İclal Aydın, televizyonda seyrettiğim tek programcı haline gelmişti. Hem hayatın eğitim safhasında verilmeyen bir çok şey öğrendiğim hem de zevk alarak seyrettiğim güzel programlara imza atan bu hoş kadının, o içten gülümsemesi bile bana hayatın güzel ve yaşanmaya değer olduğunu anımsatırdı. Tabi onun bunlardan hiç haberi olmadı. Çünkü o zaman televizyondaki ünlüler daha ulaşılmazdı. Sosyal medya henüz bugünkü kadar hayatlarımıza girmemişti. Beğeni ve eleştirileri göndermek için faks kullanılıyordu ve doğal olarak evde faks aleti yoktu. Telefonla bir programa bağlanmayı da saçma bulduğumdan aramamıştım. Lakin hayatımın zor ve yalnız olduğunu düşündüğüm bir devresinde, o, "Hayat Güzeldir" isimli bir program yapmaktaydı. Tıpkı aynı ismi taşıyan sinema filminde olduğu gibi her gün umut aşılamaktaydı seyircilerine. Eşimin "seninki" diye hitap ettiği İclal Aydın bir süre sonra sanki yanı başımdaki yol arkadaşım olmuştu. Hatta yirmi dört saati, az uyuyan çok hareket eden bir bebekle beraber geçirirken, ondan başka hiç kimseyi görmediğim zamanlar da yaşadım. Böylesi bir gurbete düşmüşlükte size yarenlik edenlerin kıymeti başka oluyor. 

Burada hayatın döngüselliği devreye giriyor ve her insan kendi hayatını yaşarken, temas ettiği insanlarla oluşan kesişim kümesinde yaptıklarıyla bir başkasının hayatını etkiliyor. İclal Aydın gibi kitlelere hitap eden araçların aktörlerinin kesişim kümesi çok daha fazla oluyor. Aslında aldıkları geri dönüşler sayesinde etkiledikleri insanların güzel enerjisini de alarak yanlarına kendi hayatlarına devam ediyorlar. İşte İclal Aydın televizyon programlarıyla, etkilediği insan sayısını tam bilmese de, yapmaya çalıştığı şeyi hakkıyla ifa ederken hem kendi gelişimine katkı sağlıyor, hem de onunla beraber bu yolculuğa çıkanların ilerlemesine sebep oluyordu.          

Aslında bütün mesele, akışına bırakmayı öğrenmemiz için geldiğimiz bu dünyada, yolculuğumuza eşlik eden, bizi yalnızlıktan ya da kötü beraberliklerden kurtaracak yoldaş bulabilmekte. Bu bazen bir insan olur, elimizden tutar, bazen bir şiir olur, yüreğimizi dağlar. Kimi zaman bir kitap olup yeni pencereler açtırır göğe, kimi zaman bir film olup bizi alır götürür hayal alemine. Benim de yalnızlığa panzehir; kitaplarım, haylaz oğlum, bir de "İclal"im vardı işte. 

Ben herkesin her işi yapmaması gerektiğini düşünen ve branşlaşmanın önemine inanan biriyken, bir çok alanla ilgili olmam nedeniyle on parmağında on marifet olan insanları severim. Bu durum kendi içinde çelişkili gözükse de bazılarının enerjisi tek bir alana yoğunlaşmak için fazla olabilir ya da seçtiği alanı destekleyecek, onu dinlendirecek başkaca unsurların da hayatında olmasını isteyebilir. Ama böyle insanlar azdır. Genelde herkesin baskın olan özelliği tektir. Bazıları iyi konuşur, bazıları sadece yazarken hükmedebilir kelimelere. Nice hatipler vardır, iki satırı yazamaz, nice şairler vardır, kendi şiiri dahil yorumlayamaz. Bu nedenle İclal'i iyi konuşan, ses ve tonlaması ile etkili bir konuşmacı statüsüne koysam da, denemeleri ile bir ruh akrabalığı taşımam nedeniyle yazdıklarını da beğenirim. 

Aslında bu yazıyı yazmama vesile olan da, onun marifetlerine bir yenisini daha eklemiş olması ve benim de şimdiki iş yoğunluğuma rağmen onun romanını alıp okumuş ve beğenmiş olmam. Evet doğru duydunuz, güzel denemeleri, şarkılı klipleri, televizyonculuğu ve oyunculuğu ile sevdiğimiz İclal Aydın artık bir roman yazarı.

Denemecilik basit bir iş gibi görünse de, ciddi bir birikim ve yürek işidir. Herkesin yaşadığı sıradan olayları, onların kalplerine değecek ve akıcı bir uslupla su içme rahatlığında okunacak bir ustalıkta yazmak gerekir. Yıllardır farklı blog ve sitelerle beraber edebiyat dergilerinde de denemeler yazan biri olarak seyrelmenin, sadeleşmenin epey vakit aldığını, kimilerinin yormayan felsefe diye adlandırdığı yazıların kolay çıkmadığını bizzat tecrübe ettim. İclal Aydın'ı da iyi bir denemeci olarak gördüğümden roman yazdığını instagramdan öğrenince hemen kitabı aldım. Bir röportajında bu romanın sabahtan akşama yazılmadığını, on yıllık bir planın hayata geçişi olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. 

Deneme yazmak, kısa mesafe koşmaya benzetilirse, roman yazmak uzun mesafe maraton koşuculuğudur denebilir.Yani ayrı bir teknik, güçlü bir soluk gerektirir. Bir kerede varacağınız bir yer değildir romanın kurgusu. Birçok olay birbiri içinde akmalı ve kesiştiği noktalarda da tıkanıklıklar yaşanmamalıdır. Bu nedenle kendisini ne kadar sevsem de, İclal Aydın'ın romanına tereddütle yaklaştım. Bir de son zamanlarda herkesin roman yazıp nitelikli, niteliksiz bir yolunu bulup sattığını görünce eski ve klasikleşmiş yazarlara yöneldiğimi ve çok satan pompalamasına aldanmama gayretinde olduğumu söylemeliyim. Ancak zor günlerimin yegane yoldaşı olarak gördüğüm sevgili İclal Aydın için bir ayrıcalık yaparak "Bir Cihan Kafes" adlı romanı aldım. İlk olarak okuma şansını bir uçak yolculuğunda elde ettim ve akıcılığı karşısında sevgili denemecimin bu işi de başardığını gördüm. 

Çok farklı hayatlar yaşayıp, birbirinden çok uzak meslekler yapsak da olaylara yaklaşımlarımız, verdiğimiz tepkilerin yüreğimizde yaptığı salınımlar aynı olmalıydı ki, denemeleri gibi romanı da beni etkiledi. Arka kapak yazısından, kitabın sonuna konan teşekküre kadar her satırı ciddi bir emeğin ürünü olan kitaptan dolayı yazarımı kutluyorum. 

Bir de olayın bana bakan yönünden bahsedeyim; yine içimin kuytularında dolaştığım ve artık televizyon seyredemeğimden şu sıralar neler yaptığından bihaber olduğum İclal Aydın'ıncığımın bu romanı ile karşılaşmak bana ayrı bir umut verdi. Geçen yıldan beri zihnimde planladığım, kısım kısım yazım sürecine de giriştiğim, iş yoğunluğundan fırsat bulabilirsem tamamlamayı istediğim ama bir denemeci olarak kurgunun altından kalkabilir miyim endişesini de taşıdığım çalışmam açısından, "Denemeciler de roman yazmayı başarabilirmiş" dedirten sevgili yazarıma ayrıca teşekkür ederim. 

Denemecilik yazdıkça gelişse de, roman için en iyisinin ilk roman olacağı, insanın en çok kendisinden beslendiği ve yılların birikimi ile, çocukluğundan getirdiği o saf ve samimi duyguları da içerdiği için en etkileyici romanın kendi hayatıyla kesişim kümeleri içeren ilk roman olacağı söylenir. Hatta ben bunu bazı şarkıcıların ilk çıkış parçaları, hatta aşk için bile düşünürüm. O ilk şarkı, o insanı yakan ilk aşk gibidir ve sonrakilerde hep o asılın gölgeleridir. İlk aşkının esintisini taşımayan bir şiiri yoktur şairlerin. Onun için ilkler kıymetlidir, daha samimi, daha yaşanmıştır. 

Karışık kurgunun öne çıktığı fantastik romanların da çok okunduğu günümüzde benim tercihim kalbe değen, ruhu tekamül ettiren, içsel yolculuğunun izleğini süren kitaplardır. İclal Aydın'ın bu dünyaya sıkışmışlığımızı anlattığı romanındaki kafesin içindeyiz hepimiz. Ebedi bir alemden geldik, vücut kafesinde çırpınan yürek kuşumuzun sayılı nefesi bittiğinde yine o ebedi aleme göçecek ve buradaki hafifliğimiz ölçüsünde uçacağız ötelere. 

İnsanlara yük olmadan yaşamak, hatta faydalı olmayı ilke edinmek, bu aleme bir hoş sada bırakmak için gönderildiğimizin farkındalığını kazanmak bütün mesele.

Hayatımızın, bir oyun ve eğlencenin gümbürtüsünden başka bir şey olmayan dış seslerinden uzaklaşıp, içimizde keşfedilmeyi bekleyen sonsuzluk bestesinin tınılarını duyabilmek ümidiyle...

Beni böylesi duygu ve düşünce salınımları içinde bırakan Bir Cihan Kafes'e ve sevgili İclal Aydın'a  teşekkürle... 

HANDAN KILIÇ